Paylaş
Sosyal Politika Açısından Türkiye'de Ev İşçiliği

 

Sosyal Politika Açısından Türkiye'de Ev İşçiliği

Funda ÜSTEK

Oxford Üniversitesi- Sosyoloji Bölümü

 

 

BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel Mayıs 2012'de ev işçilerinin sorunlarının araştırılması vebusorunlarayasalçözümlergetirilmesiiçinmeclisebirsoruönergesisunmuştu1.Bunutakiben,Ekim 2012'de AKP Kadın Kolları "Ev Hizmetlerinde Çalışan Kadınların Çalışma Şartlarının İyileştirilmesi ve SosyalModelArayışı"adlıbirçalıştayraporunuhükümetesundu2.HDPmilletvekiliLeventTüzeldecam silerken 4. kattan düşerek hayatını kaybeden ev işçisi Rukiye Şimşek ile ilgili Aralık 2013'te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in yanıtlaması için meclise bir soru önergesi verdi3. Her ne kadar bakanlık önergeye verdiği yanıtta sorumluluğu ev işçisi çalıştıranlara yüklediyse de, ev işçileri bu soru önergeleri sonucunda meclis gündemine girmiş oldu. Akabinde medyada yeralan ev işçilerini tespit etmeye yönelik ev baskınları, ev işçilerinin yasal statülerinin düzenlenmesi için yakın zamanda bir yasa yapım sürecine girileceğinin bir habercisi niteliğindeydi. Kamuoyunda "Torba Yasa" olarak bilinen, "İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların YenidenYapılandırılmasınaDairKanunTasarısı"2014'teTBMM'degörüşülmeyebaşlandı.FakatAğustos ayında meclisin tatile girmesiyle beraber görüşmeler yarıda kaldı ve tatil dönüşü tasarı yeniden görüşülmeye başlanacağı için, henüz ev işçilerinin statüsünde bir değişiklik meydanagelmedi.

Bu yazı Türkiye'de ev işçisi kadınların sosyal politika açısından müphem durumunu tartışmaktadır. Ev işçileri, ilgili kanunlarda "istisna" ve "hariç" kategorilerinde yer almakta, işçi sayılmamaktadır. Bunun bir yansıması olarak, 2012'ye kadar yaşanan ev işi kazaları Kamu Davası olarak görülmüş, iş müfettişleri tarafından değerlendirilmeye dahi alınmamıştır. Türkiye'de ev işçiliğinin yasal durumuylatoplumsalcinsiyetrolleriarasındagüçlübirbağlantıolduğunusöylemekyanlışolmaz.Genel olarak ev işinin üretken olmayan (maddi çıkar sağlamayan) bir "kadın işi" olarak görülmesi, ev işinin toplumnezdindedeğersizgörülmesiniberaberindegetirmekte,buişleriyapankadınlarüretkenduruma geçtiklerinde dahi emekleri toplumsal cinsiyet rollerinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Ev hizmetlerinin özel hanelerde yapılması da sosyal politika nezdinde bir ikililik yaratmaktadır: ev işçisi, ev kadını mıdır, yoksa işçi midir? AKP rejiminin toplumsal cinsiyet yanlı tutumu hesaba katıldığı zaman, ev işinin kadın işi sayılmasının devletin bu iş kolunu "özel bir alan" adledmesinde ve genel olarak diğer iş kollarından farklı tutmasında etkili olduğu söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'de ev işçilerinin yasal durumu üç tema üzerinden inelenebilir: belirsizlik ikililik vecinsiyetçilik.

Yazıya toplumsal cinsiyet, sosyal devletler ve ev işçiliği konusunda dünya yazınını inceleyerek başlayacağım. Daha sonra, Türkiye'de ev işçiliği üzerine yapılmış akademik araştırmaları değerlendireceğim. Bu bilgiler ışığında yazının ana bölümünde Türkiye'de yasalarda ve sosyal politika uygulamalarında ev işçilerinin durumunu inceleyeceğim. Sonuç bölümünde Türkiye'de ev işçilerinin yasal durumunun okuması üzerinden Türkiye'deki sosyal devlet yapısı arasındaki ilişkiyi tartışacağım.





1 http://www.sebahattuncel.net/yasama-faaliyetleri/arastirma-onergeleri/ev-iscilerinin-sorunlarinin-arastirilmasi-icin-onerge-04-05-2012/ Son erişim tarihi 25.05.2014.

2 http://www.akparti.org.tr/upload/documents/ev-hizmetleri-calistayi.doc Son erişim tarihi 14.07.2014. 3 http://www.sendika.org/2014/07/ev-iscilerinden-bakanlik-degil-isverenleri-sorumlu/ Son erişim tarihi 25.08.2014.


Toplumsal Cinsiyet, Sosyal Devletler ve Ev İşçiliği

 

 

UluslararasıÇalışmaÖrgütü'ne(ILO)(2011)göreevişçiliği,evinbelirlibirüyesiveyatümfertleri için, para karşılığı evde yapılan tüm işleri kapsar4. Buna temizlik, ütü, yemek yapma, bulaşık yıkama, bahçe bakımı, evin güvenliğini sağlama, çocuk, hasta ve özürlü bakımı ve de ailenin özel şoförlüğünü yapmak dahil edilmiştir. Yine aynı tanıma göre ev işçisi, bu işleri tam zamanlı ya da yarı zamanlı olarak yapan, bir ya da birden fazla işveren için çalışan, ülke vatandaşı olan ya da olmayan, evde işverenle birlikte yaşayan ya da başka bir hanede ikamet eden kişiler olaraktanımlanmıştır.

Ev işçiliği kadınlar için dünyanın en eski mesleklerinden biri olarak düşünülebilir, zira kölelik, sömürgecidönemvediğertümmülksahibineücretliyadaücretsizhizmetinsınıfilişkilerininbirparçası olduğu toplumlarda kadınların büyük oranda istihdam edildiği bir iş kolu olagelmiştir (Dudden, 1983; Kerber, 1988; Meldrum, 2000; Fauve, 2004). Fakat önceleri yalnızca ayrıcalıklı bir zümrenin sahip olabildiği bu özel hizmet, geçtiğimiz yarım asırda orta ve üst sınıf kadınların iş piyasasına artan katılımı vebukadınlarınçalışmalarısonucundaaçılan"bakımboşluğu"(caregap)sebebiyle,gittikçedahageniş kesimlerin talep ettiği bir iş kolu haline geldi (Bonoli, 2005). Bu talebin artmasındaki en önemli etkenlerden biri olarak, kadınların iş-aile dengesini kurabilmelerini sağlayacak, çocuk, yaşlı ve hasta bakımıyla ilgili sosyal politika adımlarının atılmasında devletlerin kadınların çalışma hayatına katılma hızınıyakalayamamışolmalarıgösterilebilir(Lewis,2002).Bununsebebiise,kadınlarişhayatınakatılmış olsalarbile,evişinin,hempolitikayapıcılar,hemdeaileiçindekikadın-erkekilişkisibakımındanhalabir kadın işi olarakgörülmesidir.

Ev işinin çoğunlukla kadınlar için, özel hanelerde yine kadınlar tarafından yapılan bir iş olması ev işi ve işçileri konusunda veri toplamayı güçleştirmektedir. İş gücü araştırmalarında ev işinin tanımı ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği gibi, bazı ülkelerde (örneğin Türkiye, bkz. Erdoğdu ve Toksöz, 2013) evişifarklıbirişkoluolarakdahisayılmamaktadır(ILO,2009:6).Aynızamandaevişinindünyanınbirçok ülkesinde halen kayıtdışı bir iş olması, ev işini talep edenlerin ve yapanların da işi saklamalarına ya da yaptıklarıişidahaazbildirmelerineyolaçmaktadır(ILO,2009).Halihazırdayapılanistatistikiçıkarımların büyük ihtimalle dünyadaki ev işçilerinin ancak küçük bir kısmını temsil etmesine rağmen, ILO dünyada en az 53 milyon kadın ve erkek işçinin ev işinde çalıştığını tahmin etmektedir. Bu sayının büyük çoğunluğunuysa (yüzde 83) kadınlar oluşturmaktadır. Bu rakamlara göre, dünyada her 13 kadından biri ev işinde çalışmaktadır (ILO, 2010:20).

Sosyal devletlerin temelinde toplumdaki eşitsizlikleri iyileştirmek fikri yatar (Orloff, 1996). Geçtiğimizyüzyıldaortayaçıkansosyaldevletanlayışıhembilinensosyalrisklerekarşı(sakatlık,hastalık, emeklilik,işsizlik,yoksulluk)hemdedeğişendünyanınyolaçtığıyenirisklerekarşı(aile-işdengesi,bakım boşluğu,(caregap)nüfusunyaşlanması,yalnızebeveynlik,eğitimseviyesinindüşüklüğü,sosyalgüvenlik kapsamında olmama) bireyleri korumayı hedefler (Bonoli, 2005). Ev işçiliği bu bilinen ve yeni riskler arasında toplumların devamını sağlamaları açısından çok önemli olsa da, ev işinin sosyal devletler tarafından bir politika alanı olarak görülmesi oldukça yeni birolgudur.

Esping-Andersen'in (1990) ünlü "Kapitalizmin Üç Dünyası" adlı çalışması sosyal devletleri "emeği meta olmaktan çıkarma" (decommodification) indeksine göre, yani piyasadan bağımsız   olarak





4 http://www.ilo.org/dyn/normlex/en/f?p=NORMLEXPUB:12100:0::NO::P12100_ILO_CODE:C189Son erişim tarihi 22.07.2014.


devletinbireyehangikonulardavenenitelikteyardımedeceğinegöresınıflar.Fakatbuindeksegöreev dışında çalışan ve düzenli bir geliri olan erkekler işleri üzerinden sosyal haklara sahipken, ev içinde çalışan kadınların sosyal haklara erişimi ancak erkeklere bağımlılıkları üzerinden (eş ya da çocuk olarak) tanımlanmaktadır. Bu karşılaştırmada kadınların ev içi emeği, erkeklerin piyasadaki emeklerinden daha değersiz sayıldığı ve dolaysıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden ürettiği için Esping-Andersen feminist araştırmacılar tarafından sıkça eleştirilmiştir (bkz. Lewis, 1993; Orloff, 1996; Daly, 2000). Bu bağlamda Jane Lewis'in (1992) önerdiği sosyal devletleri "aile reisi"nin erkek egemenliğine göre sınıflandırma modeli (male breadwinner model) sosyal devletlerin toplumsal cinsiyet rollerini nasıl sosyal politikalarına eklemlediğini ve yapılan politikalar sonucunda bu rolleri nasıl dönüştürdüğünü inceler. Lewis'in modeline göre ülkeler 1) erkek aile reisi anlayışının baskın olduğu, 2) erkek aile reisi anlayışınındeğişmekteolduğuve3)erkekailereisininetkisininazalmaktaolduğusosyaldevletlerolmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Bu üç kategori erkekler ve kadınlar arasında ev işinin paylaşımına göre ve ev işine verilen değere göresıralanmıştır.

 

Erkekailereisianlayışınınbaskınolduğuİrlandaveİngilteregibiülkelerdekadınlarailedeikincil kazanan kişiler olarak görülmekte, genel olarak yarızamanlı ve düşük statülü işlerde çalışmaktadır. Doğum, bebek bakımı ve çocuk bakımı izinleri oldukça kısıtlı olmakla beraber yalnızca kadınlara sunulmaktadır.Lewisbukonudanbahsetmemişolsada,Türkiye'nindeerkekailereisianlayışınınbaskın olduğu bir sosyal devlet yapısına sahip olduğu söylenebilir. Sağlık ve emeklilik gibi sosyal haklardan yararlanmak formel olarak istihdam edilen ve prim ödeyen kişilere mahsustur; fakat kadınların formel sektördeyeralmaoranlarıerkeklerinyarısındandaazdır(sırasıylayüzde26.5veyüzde55)(TÜİK,2014). Kadınlaraeşlerivebabalarıüzerindensağlıkhaklarınaerişimolanağıtanınmıştır5.Ayrıcadoğumizni,süt izni, çocuk yardımları, bakıma muhtaç çocukları olanlar için maddi yardımlar ve erken emeklilik olanakları, eşi ya da babası ölmüş "kimsesiz" kadınlar için maddi yardımlar sadece kadınlara sunulmuştur. Bu yardımların sadece kadınlara yapılması kadınların erkeklere olan bağımlılıklarını yeniden üretmekte ve kadınları toplumsal olarak işçi değil, bakım rolleri üzerinden konumlandırmaktadır. Kadınların bakım rolleri üzerinden konumlandırılmalarının başka örnekleri de mevcuttur. İşyerlerinin kreş açma yükümlülükleri de kadın çalışan sayısı üzerinden belirlenmiş ve bu yolla erkek çalışanların çocuk bakımı konusunda sorumluluğu olmadığı ima edilmiştir. Bunun yanısıra kreşolanaklarısınırlıveoldukçapahalıdır.Budurumyoksulkadınlarınistihdamdançekilipbakımişleriyle meşgul olmalarına sebepolmaktadır.

Erkek aile reisi anlayışının değişmekte olduğu ülkeler arasında, tarihsel olarak kadınların istihdamakatılımınınyaygınolduğuFransaörneğiincelenmiştir.Fransa'daaileyanlısıpolitikalaroldukça yaygındır. Örneğin kadınlara çocuk sahibi olmaları için hem mali yardım, hem de izin olanakları sağlanmaktadır. Bir anlamda kadınlar "hem işçi, hem anne" olarak görülmektedirler. Fakat çocuklarla ilgili tüm yardımların annelere yapılıyor olması (doğum izni, çocuk yardımları, yaşlı bakım yardımları gibi), kadınların patriyarkal ilişkilerden tam olarak bağımsızlaşamamasını beraberindegetirmektedir.

 

Üçüncügruptaerkekailereisianlayışınınzayıfolduğubirülkeolarakİsveçincelenmiştir.İsveç'te iş de, bakım da her iki cinsiyetin görevi ve sorumluluğu olarak görülmekte ve sosyal politikalar dabunu

 





5 2008 yılında erkek aile bireylerinin de (eşler, babalar dahil) kadınlar üzerinden sağlık yardımlarından yararlanabilmeleri yasalaştırıldı. Fakat kız evlatlar için evlenene veya işe girene kadar anne/babalarının sağlık sigortalarından yararlanma hakkı sağlanırken, bu hak erkek evlatlar için 18 yaşını doldurana kadar geçerlidir (ÇSGB, 2013). Bu ayrımın kadınların aileye bağımlılığını devam ettirdiğini savunmak yanlış olmayacaktır.


yansıtmaktadır. Kadınlar ve erkekler doğum iznini paylaşabilmekte, bakım için gerekli gördükleri takdirde iş yüklerini ortaklaşa alacakları kararlar dahilinde azaltabilmektedirler.

Lewis'in aile modeli üç sosyal devlet tipolojisini ücretsiz ev içi emeğin toplumsal cinsiyet rollerine göre inceliyor olsa da, ücretli ev içi emeğe değinmemektedir. Bridget Anderson (2000) Avrupa'da göçmen ev işçiliğini incelediği araştırmasında ev işçiliğinin bu arada kalmış durumuna dikkat çeker. Anderson, feminist teorinin ev işini ataerkil toplumsal cinsiyet rolleri açısından kadın emeğini görünmez yapan bir unsur olduğunu belirtirken, ücretli ev işinin genellikle kayıtdışı ve görünmez bir "kadın işi" olarak piyasaya aktarılmasını sorgulamadığını öne sürer. Anderson'a göre, ev işinin yalnızca para karşılığı yapılıyor olması, ev işinin kadınların toplumsal cinsiyet rolü olarak görülmekten çıkıpdiğer işlerle aynı statüye kavuşması için yeterli olmamıştır. Zira ev işini yapanlar ve talep edenler kadınlardır ve ev işinin yapıldığı yer yine kadınların konumlandırıldığı "özel" alanlar, yani evlerdir. Aynı zamanda toplumsal cinsiyete ek olarak ev işçiliği işveren ve işçi arasındaki sınıf, ırk, kültür gibi asimetrik ayrımlar üzerinden işlemekte ve politika yapımı sürecinde bu ayrımların da etkisiyle bir öncelik olmaktan çıkmaktadır (bkz. Anthias ve Lazaridis, 2000; Ehrenreich ve Hochschild,2003).

Anderson'ungetirdiğieleştiri,evişçileriyleilgiliyapılansosyalpolitikalarınincelenmesindedaha da önem kazanmaktadır. ILO "Ev İşçileri Sözleşmesi" olarak bilinen, ev işçilerine insanca yaşam hakkı sunulması için yapılması gereken yasal düzenlemelerin çatısını oluşturan C189, yalnızca üç sene önce, 2011 yılında yapılmıştır. Üstelik ülkelerin sözleşmeye gösterdikleri ilgi de oldukça sınırlı olmuştur. Dünya'da C189'u imzalayan sadece on dört ülke bulunmaktadır6 ve bu ülkelerden yalnız sekiz tanesi sözleşmeyi aktif olarak uygulamaya koymuştur7. Ev işçilerinin yasal ve sosyal haklar bakımından diğer işçilerle aynı işçi statüsünde kabul edildiği ülke sayısı da oldukça azdır. Örneğin, Batı Avrupa'da ve İskandinavülkelerindeevişçilerininişkoşullarıözelişyasalarıtarafındandüzenlenirken,yalnızcaFransa ve İtalya'da ev işçilerinin toplu sözleşme yapma hakları vardır. Latin Amerika ve Afrika ülkelerinin çoğunluğu da ev işçilerinin iş koşullarını iş yasasına ek özel kanunlarla düzenlemektedirler. Asya'da göçmen ev işçisi gönderen ülkelerse (Endonezya, Singapur, Tayvan, gibi) ev işçileriyle ilgili yasa düzenlemelerini ev işçisi gönderdikleri ülkelerle karşılıklı olarak yapmaktadırlar (ILO, 2011). ILO'nun tahminlerinegöre,dünyadakievişçilerininenfazlayüzde10'udiğerişçilerleaynıhakvestatüyesahiptir, bunun yanısıra ev işçilerinin en az yüzde 30'u tamamen güvencesiz koşullarda; iş güvenliği, sağlık, emeklilik gibi haklardan yoksun olarak çalışmaktadır. Tahmin edilebileceği üzere, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere gidildikçe güvencesizlik istatistikleri daha da artış göstermektedir. Örneğin Filipinler, Malezya, Sri Lanka ve Tayland gibi ülkelerde kayıtdışılık oranı yüzde 60'lara çıkmaktadır. Bangladeş, Çin ve Hindistan gibi kayıtdışı ekonominin oldukça büyük olduğu bilinen ülkelerdeyse bu oranın yüzde 80'lere varabileceği tahmin edilmektedir (ILO, 2011). Türkiye'de de ev işi oldukça güvencesiz koşullarda yapılmaktadır. Erdoğdu ve Toksöz (2013), Türkiye'deki ev işçilerinin yüzde 97'sinin kayıtdışı olarak çalıştığını tahmin etmektedir(s.27).

Evişiiçingüvencesizlikdiğerkayıtdışılığınyaygınolduğusektörleregöre(tekstil,eveksenliişler, işportacılık,vb.)farklırisklertaşımaktadır.Bununenönemlisebebi,evişinintamamiylegörünmezbiriş alanıolmasıdır.Evişibelirlibirişyerindedeğil,işverenlerinevlerinde;başkaişçilerindeolduğubir





6 Sözleşmeyi imzalayan ülkeler imzalama sırasına göre şöyledir: Uruguay (2012), Filipinler (2012), Mauritius Adası (2012), Nikaragua (2013), İtalya (2013), Bolivya (2013), Paraguay (2013), Güney Afrika (2013), Guyana (2013),

Almayna (2013), Ekvador (2013), Kosta Rika (2014), Arjantin (2014), Kolombiya (2014).

7 Sözleşmeyi uygulamaya koyan ülkeler Uruguay, Güney Afrika, Filipinler, Paraguay, Nikaragua, Mauritius Adası, İtalya ve Bolivya'dır.


ortamda değil, kapalı kapılar ardında işçilerin tek başlarına yaptıkları bir iştir. Bunun sonucu olarak iş kazası, taciz, tecavüz, şiddet, kötü muamele gibi riskler karşısında işçiler korunmasız kalmakta, gerektiğinde dahi iş akidlerini kanıtlayamamaktadırlar (Anderson, 1997; Abu-Habib, 1998; Yeoh ve Huang, 2009). Özellikle göçmen ev işçilerinin pasaportlarına el konulup fiziksel haraket olanaklarının kısıtlanması, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmaları, ücretsiz veya çok düşük ücretlerle kötü koşullarda çalıştırılmaları gibi bulgular, kayıtdışı ev işçiliğinin "modern kölelik" olarak adlandırılmasına sebep olmuştur (Zarembka, 2003; Jureidni ve Moukarbel, 2004; Schwenken, 2005).

Lewis'inteorikçerçevesihernekadarücretlievişiniincelemesede,toplumsalcinsiyetrollerinin politika yapım sürecine etkilerini ve bu sosyal politikalar üzerinden toplumsal cinsiyetin nasıl şekillendiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Bu açıdan bakıldığında, Lewis'in çerçevesi dahilinde erkek aile reisinin baskın olduğu sosyal devlet anlayışı ile ücretli ev işi için üretilen sosyal politikalar arasında bir bağlantı öngörülebilir. Buna göre, erkek aile reisi anlayışının baskın olduğu ülkelerde ev işi halen kadınların toplumsal cinsiyet rollerinin bir gerekliliği olarak görüleceği için yapılan politikaların da toplumsal cinsiyet rollerinin devamını sağlayacak nitelikte olacağı ve ev işçilerini diğer işçilerle eş statüde tutmayacağısavunulabilir.

 

Türkiye'de Ev İşçiliği Çalışmaları

 

 

Ev işçiliği Osmanlılardan bu yana süregelen (Özbay, 2012), fakat özellikle 1950'lerden sonra kentleşmeyle birlikte oldukça yaygınlaşmış bir iş alanı olmasına rağmen (Kalaycıoğlu ve Rittersberger- Tılıç, 2001), Türkiye'de ev işçiliği konusunda yapılmış akademik çalışmaların sayısı nispeten azdır. Bu çalışmaların ortak bulgusu olarak ev işçiliğinin toplumsal cinsiyet rolleri, sınıfsal eşitsizlikler ve güvencesizlikle örülü bir istihdam alanı olması gösterilebilir.

Ev işleri ücret karşılığı ya da ücretsiz olarak yapılmasından bağımsız olarak "kadın işi" olarak görülmektedir. Ev işini talep eden ve arz edenlerin genel olarak kadınlar olması bu önyargıyı yeniden üretmektedir.Ortaveüstsınıfların"bakımboşluğunu"(caregap)genellikleeğitimseviyesidüşükyoksul kadınlardoldurmaktadır(KalaycıoğluveRittersberger-Tılıç,2001;Özyeğin,2001;Suğurvd.,2008;Fidan ve Çağlar-Özdemir, 2011). Bunun sonucu olarak, bakım işleri bir kadın alanı olarak kalmaya devam etmekte, ev işinin "kadın işi" olmasına dair toplumsal cinsiyet rollerisorgulanmamaktadır.

Ev işçileri üzerine yapılan araştırmalar işveren ve işçi kadınlar arasında kurulan "abla-kardeş-vari" ilişkileredikkatçeker(KalaycıoğluveRittersberger-Tılıç,2001;Özyeğin,2001;Bora,2005).Evişçileriiçin işveren zor durumda kalındığında maddi yardım istenilebilecek ya da akıl danışılabilecek bir "büyük" olarak görülürken, işveren kadınlar için de ev işçileri kendi sınıfsal konumlarını pekiştirebilecekleri bir ortamsağlar.Builişkiler,biryandandiğerişkollarındaazrastlananfarklısınıflararasındailişkilerkurmayı mümkün kılarken, bir yandan da sınıfsal eşitsizlikleri derinleştirir. Ev işçisi eğitimsiz, yoksul, kentlileşememişköylüolarakkonumlanırken,işverenkadınlareğitimli,kentli,beceriklivefedakarolarak kendilerinitanımlarlar(KalaycıoğluveRittersberger-Tılıç,2001;Özyeğin,2001;Bora,2005).Sonyıllarda dileyerleşen,evişçileriiçinkullanılan"evekadınalmak"deyişiaslındabusınıfsalayrışmalarıözetlemesi açısından çok güçlü bir örnektir. Üst sınıf kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerinin gerekliliğini başka bir "kadın"a yüklemekte, bu sayede konumlarını erkeklere eşitlediklerini düşünmektedirler (Bora, 2005). Zira ev işçileri, işçi olarak değil, toplumsal cinsiyet rolünü belli bir ücret karşılığında sağlayanlar olarak tanımlanmaktadırlar.


Ev işçiliğinin güvencesizliği genel olarak kayıtdışı bir alan olması üzerinden açıklanır. Kayıtdışılık sadece sosyal güvence haklarından yoksun olmayı değil, aynı zamanda istikrarlı bir iş ve gelir sahibi olmamayı, çalışma saatlerinin uzunluğunu ve düzensizliğini, belirli bir iş tanımının olmaması sonucu ev işinin eve dairherişiveherşeyikapsamasınıvededahaöncebelirtilen,taciz,tecavüz,kötümuamelegibiriskleri beraberinde getirir (Kalaycıoğlu ve Rittersberger-Tılıç, 2001; Özyeğin, 2001; Suğur vd., 2008; Fidan ve Çağlar-Özdemir, 2011). Kayıtdışılığın işverenler açısından da riskleri incelenmiştir. Ev işçisinin "güvenilirliği", işverenden herhangi bir şey çalmaması, işverenlerin akraba ve eşlerine "laf taşımaması" ve de uzun çalışma saatlerine, artan iş yüküne uyum sağlaması üzerinden belirlenir. Çocuk, yaşlı veya hasta bakımıyla ilgilenen ev işçileri için bakım konusunda deneyim sahibi olmak ve tüm zamanını ve ilgisini bakılacak kişiye harcamak aranan diğer güvenilirlik özellikleri arasındadır (Kalaycıoğlu ve Rittersberger-Tılıç, 2001; Özyeğin, 2001). Hem işverenin hem de işçinin güven çerçevesinde çalışabilmesiiçinevişçilerigenelolaraktanıdıkaracılığıylabulunur.Tanıdıklarişvereninkenditanıdıkları olabildiğigibi,aynızamandakomşularınveyaapartmangörevlilerinin,güvenlikgörevlilerinintanıdığıve "uygun" gördükleri kişiler de olabilmektedir. Ev işçileri için de tanıdık aracılığıyla iş bulmak kötü muamele olasılığına ve diğer risklere karşı en etkili yöntemdir (Kalaycıoğlu ve Rittersberger-Tılıç, 2001; Özyeğin,2001).

1990'lı yıllardan itibaren Türkiye'de göçmen ev işçisi sayısında artış görülmüştür. Türkiye'nin çevresindeki eski sosyalist devletlerden birçok kadın ülkelerinde yaşanan ekonomik kriz sebebiyle Türkiye'ye ev işçisi olarak gelmeye başlamışlardır (Akalın, 2007; Kaşka, 2009; Demirdizen, 2013). Türkiye'ninkomşuülkelereuyguladığıvizesizgirişyadaesnekvizepolitikaları,Türkiye'yiyasalyollagiriş yapmak mümkün olduğundan diğer ülkelere kıyasla daha cazibeli bir alternatif haline getirmiştir (Kümbetoğlu, 2005; Erdem ve Şahin, 2009; Demirdizen, 2013). Göçmen kadınlar genel olarak yatılı ev işçisi olarak istihdam edilmektedir. Yatılı ev işçiliği, özellikle metropol kentlerde villa tarzı evlerde yaşayan orta ve üst sınıf kadınlar tarafından iş seyahatı, yoğun çalışma saatlerine karşın artan bakım ihtiyaçlarını karşılamak için tercih edilmektedir. Yerli ev işçilerinin yatılı ev işçiliğini ataerkil ve kendi ev işleri ve bakım yüklerinden dolayı tercih etmemesi, bu istihdam talebinin özellikle göçmen (veya daha az sayıda olsa da boşanmış/eşi ölmüş) kadınlar tarafından karşılanmasına yol açmıştır (Akalın, 2007; Erdoğdu ve Toksöz, 2013). Yatılı ev işçiliği göçmen kadınlar tarafından kalacak yer, fatura, yiyecek gibi masrafları olmadığı için, kazanılan paranın hepsinin biriktirilebilmesi sebebiyle özellikle tercih edilmektedir.Ancakkadınlarınevdeikametetmesisebebiyle"24saat"işbaşındaolmalarınınistenmesi, taciz ve tecavüz riskiyle karşılaşması, pasaportlarına el konup fiziksel hareket alanlarının kısıtlanması, haftalık ya da aylık izinlerinin olmaması (ya da olsa bile kullanmalarına izin verilmemesi), göçmen ev işçisi kadınları özellikle izole ve riskli bir hayata sürüklemektedir (Demirdizen, 2013). Medyada göçmen ev işçilerinin uğradığı taciz, tecavüz ve şiddet haberleri konunun vahimliğini göstermesi açısından oldukçaönemlidir.

KalaycıoğluveRittersberger-Tılıç(2012)yeniçalışmalarındaözelistihdambürolarının(ÖİB)evişçilerinin işe erişimlerindeki rolünü incelemektedir. Yazarlara göre ÖİBler İŞKUR'a bağlı olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır. İŞKUR'a bağlı olanlar genel olarak çocuk bakımı sertifikasına sahip kadınların aracılığını yapmakta ve bu kadınlara bir kayıtlılık kazandırmaktadır8. Fakat temizlik işleriyle uğraşan, ya da sertifika sahibi olmayan kadınlarla yabancı göçmen kadınların istihdamında İŞKUR'a bağlı olmayan ÖİB'lerdahaaktiftir.Buikincigruptakayıtdışılıkoldukçafazladır.İşçilerdenalınanişbulmakomisyonları,





8 Burada kayıtlılık sosyal güvence sağlamak anlamında değil, işin bir kurum tarafından yapılması dolayısıyla belgelenmesi anlamında kullanılmıştır.


işçilerin bu komisyonları tekrar ödememek için her türlü işveren muamelesine katlanmalarına sebep olmuş, dolayısıyla ev işçilerinin güvencesizliğini arttırmıştır (bkz. Kaşka, 2009; Ünlütürk-Ulutaş, 2009). Yazarlar ÖİB'lerin artan görünürlüklerine rağmen, hem yerli hem de göçmen ev işçileri için tanıdık üzerinden iş bulmanın halen yaygın olduğunu belirtmektedir. Ancak ÖİB'ler özellikle iş akdini görece formelleştirmek isteyen ve eğitimli işçi arayan işverenler tarafından özellikle tercih edilmektedir. Göçmen ev işçilerin eğitim seviyelerinin yerli ev işçilerinden önemli oranda yüksek olması, yabancı dil bilmeleri, genellikle çocuk eğitimi ve sağlığı gibi konularda eğitim almış olmaları tercih edilmelerini sağlamaktadır (Kaşka, 2009; Ünlütürk-Ulutaş, 2009).

 

Türkiye'de Ev İşçiliğinin Müphem Durumu

 

 

Ev işinde çalışanların istatistiklerde görünmezliği dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de oldukça önemlibirsorundur.ErdoğduveToksöz'ün(2013)"Türkiye'deEvİşçileri"adlıUluslararasıÇalışmaOfisi Raporu Türkiye'de ev işçilerinin sayısını hesaplamanın istatistiki olarak ne kadar zor olduğunu gözler önünesermektedir.EvişçilerininsayısınaulaşmakiçinkullanabilecektemelveritabanıTÜİKHaneHalkı İşgücü İstatistikleri olmakla beraber verilerde ev işçilerini ayıracak bir sınıflandırmanın yer almaması ev işçilerininsayısıkonusundabelirsizliklereyolaçmaktadır.ErdoğduveToksöz,evdefaaliyetgösterenlerin ekonomik faaliyet ve işteki durumuna göre yaptıkları hesaplamalar sonucu 2011 yılındaki ev işçisi sayısını150.600olaraktahminetmektedir.Kadınevişçileribusayınınyaklaşık%90'ınıoluşturmaktadır. Ancak yazarlar ev hizmetinde çalışanların işin düşük statüsünden ötürü çoğu zaman işlerini beyan etmemesi ve yerli ev işçilerinin kendilerini ev kadını olarak tanımlaması sebebiyle, bu sayının olduğundan düşük çıkmasına sebep olduğunu belirtmişlerdir (s.17). Gerçekten de, Erdoğdu ve Toksöz'ünevişçilerinedairsayısaltahminleri,alanda onsenedenuzunbirsürediraktifİmeceEvİşçileri Sendikası'nın (İmece-Sen) Türkiye'de 1 milyon 300 bin ev işçisi olduğuyla ilgili tahmininden oldukça düşüktür.

Türkiye'de ev işçilerinin sayısının belirsizliği, ev işçilerinin yasal durumuna da yansımaktadır. Ev işçilerinin çalışma ilişkilerini ve sosyal haklarını ilgilendiren 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Borçlar Kanunu,5510sayılıSosyalSigortalarveGenelSağlıkSigortasıKanunu,6331sayılıİşSağlığıveGüvenliği Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve 6336 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ev işçilerinin yasal statüsünde çeşitli müphemlikler yaratmaktadır. Aynı şekilde göçmen ev işçilerin yasal durumunu düzenleyen Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında 4817 sayılı kanun da belirsizlik ve ikililik açısından yerli ev işçilerinin yasal durumuna benzer özelliklertaşımaktadır.

Türkiye'de ev işleri ve ev işçisi kavramlarının yerine yasada "ev hizmetleri","ev hizmetlisi", "hizmetçi" ya da "ev hizmetlerinde çalışanlar" kavramları kullanılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 4. Maddesi'nin(e)fıkrasında,evhizmetlerindeçalışanlaristisnagösterilmişvekanundışındatutulmuştur. Aynı zamanda, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nda da ev hizmetlerinde çalışanlar "müteferrik istisna" olarak sayılmış ve vergi harici tutulmuştur (mad.23/6).

Bununyanısıra,evhizmetlerindeçalışanlarSosyalSigortalarKanunu'ndadaoldukçamuğlakbir tanıma sahiptir. 1964 yılına kadar kapsam dışı bırakılmış olan ev işçileri, 1977 yılında ücretli ve sürekli çalıştıkları takdirde kanun kapsamına dahil edilmeye başlanmışlardır (2100 sayılı kanun). Fakat 30 gün sürekli olarak belirtilen çalışma süresinin hangi zaman diliminde (bir ay, bir yıl vb) gerçekleştirilmesi gerektiğinedairbelirsizlikvesüreklilikkavramınıntanımsızlığı,kanununuygulanmasındaengelteşkil


etmiştir. 2006 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'un sigortalısayılmayanlarbaşlıklıparagrafın6/Cbendindedeevhizmetlerindeçalışanlar(ücretlevesürekli olarak çalışanlar hariç) kanun kapsamı dışında bırakılmıştır (değişiklik: 17.4.2008-5754/4 mad.). Yine aynı madde "sürekli" çalışanlar kategorisine uyanlar arasında da "istisna"lar belirlemiş ve "ev hizmetlerinde hizmet akdi ile sürekli çalışmasına rağmen, haftalık çalışma sürelerinin 4857 sayılı İş Kanunu'nda belirtilen sürelerden az olması nedeniyle, aylık kazançları prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az olanlar" kanun kapsamının dışında bırakılmıştır. Bu istisna kuralına göre kazançları belirtilen kazanç sınırından az olduğu için ev işçilerinin büyük bir çoğunluğu kapsam dışı bırakılmıştır.

Bununyanısıra,1Ocak2012'deuygulamayagirenGenelSağlıkSigortası'nagöre,30gündenaz çalışan ev işçileri sigortalarının devam etmesi için (bir gün dahi sigortalanmışlar ise) kalan günlerinin sigorta bedellerini tamamlamaları gerekmektedir. Sigortalanmış olmak (süresi farketmeksizin) aynı zamanda eşlerinden ya da çocuklarının sigortasından faydalanma haklarını da fes etmektedir. Bu da, işveren tarafından kısmi olarak sigortalanan ev işçisinin hem eşinden ya da çocuklarından sigortalanma hakkını kaybetmesi, hem de sigorta bedelini 30 güne tamamlaması gerektiğinden ötürü çok büyük bir para kaybına uğraması anlamındagelmektedir.

Ancak Erdoğdu ve Toksöz'ün (2013) de belirttiği gibi, kanun kapsam dışı bıraktığı ev hizmetini tanımlamamış, tanımı hukukçulara ve yargıtay kararlarına bırakılmıştır (s.20). Karaca ve Kocabaş'a (2009) göre Türkiye'de ev işçiliğinin tanımı uluslararası mevzuata kıyasla oldukça dardır. Temizlik, yemek, çamaşır, ütü, çocuk bakımı ve eğitimi ev işleri kapsamına alınmakta; bu hizmetleri veren uşak, kahya,hizmetçi,temizlikçi,aşçı,çocukbakıcısıbahçıvan,şoför,bekçi,hayvanbakıcısı görevindekikişiler deevişçisiolaraksayılmaktadır.Fakatbutanımagöreevdehastayabakanhemşire(ErdoğduveToksöz, 2013: 20) ya da devlet yardımı alarak engelli çocuğuna bakan anne ev işçisi olarak sayılmamaktadır. Bu durum, ev işçilerinin sigortalanması önünde hem tanımsızlığa bağlı bir zorluk, hem de kanunun uygulanması açısından büyük bir maddi yük yaratmaktadır.

Ev hizmetlerine 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nda da "istisna" kategorisinde yer verilmiş (mad. 2/c) ve bu hizmetler kanun kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu uygulamanın gerekçesi olarak ev işinin özel hanelerde yapılıyor olması ve Anayasa'nın 21. Maddesinde işlenen konut dokunulmazlığı gösterilmektedir. Fakat ev işçileri, bir önceki bölümde de belirtildiği gibi çeşitli meslek hastalıklarına maruz kalmakta, aynı zamanda iş kazaları karşısında da korumasız kalmaktadırlar. Ev İşçileri Dayanışma Sendikası'nın (Evid-Sen) resmi olmayan verilerine göre 2012 yılında 3000'den fazla ev işçisi kadın iş kazasıgeçirmişvebunun51'iölümlesonuçlanmıştır.Yineaynıverileregöre,400'denfazlaevişçisitaciz ve tecavüze uğramıştır 9 . Ev hizmetlerinin istisna tutulması, 2012 senesine kadar yaşanan ev işi kazalarının bir kamu davası olarak görülmesine sebep olmuş; iş kazası yaşayan ev işçileri ve yakınları diğer işçilerin faydalanabildiği tazminat, iş görmeme belgesi, sağlık giderlerinin işveren tarafından karşılanması gibi haklardan faydalanamamışlardır. 2012 senesinde ev işçisi olarak çalıştığı evin penceresinden düşerek yaşamını yitiren Fatıma Aldal'ın davası örnek teşkil etmesi açısından bir dönüm noktasısayılabilir.İmece-Sen'inFatımaAldalDavası'nıyakındantakipetmesiveavukatgörevlendirmesi sonucu ilk defa bir ev işi kazası için İş Müfettişi görevlendirilmiştir ve işveren "taksirle öldürme" suçundan bir yıl sekiz ay hapis cezası almıştır.10  Ev işinde meydana gelen kazaların ve kötü muamelerin





9 http://evid-sen.blogspot.co.uk/ Son erişim tarihi 03.07.2014

10 http://www.bianet.org/bianet/kadin/150375-cam-silerken-dusup-olen-aldal-in-isverenine-ceza Son erişim tarihi 25.08.2014


medyadaki görünürlüğünün artmasıyla birlikte, 2013 senesinde Sosyal Güvenlik Kurumu "Kayıtlı İstihdamın Teşviki Projesi" kapsamında birçok eve "baskın" düzenlenmiş ve işverenlere astronomik denilebilecek 16 bin ile 150 bin TL arası cezai yaptırımlar uygulanmaya başlamıştır.11 Fakat düzensiz çalışan ev işçilerinin çalışmalarını kolay ve ucuz olarak sigorta altına almak için gerekli yasal düzenlemeleryapılmadanbubaskınlarınyapılmayabaşlanmasıvehernekadarişmüfettişiatanmışolsa da, ilgili kanunlarda ev işçilerinin halen "istisna" olarak sayılması, ev işçilerinin yasal durumunda ikililik yaratmaktadır.

İş Kanunu'nun kapsamı dışında kalan işlerle, niteliği itibariyle 30 günden az süreli ve düzensiz işlere Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri uygulanmaktadır (Erdoğdu ve Toksöz, 2013: 20). İlk olarak 1926 yılında yürürlüğe giren Borçlar Kanunu'na göre, tüm işverene bağlı iş ilişkileri de "hizmet akdi" niteliğindeolduğundan"iş"sayılmıştır(818sayılıkanun).Yanievhizmetlerindeçalışanlarhizmetakdine bağlı çalıştıklarından dolayı Borçlar Kanunu'nda "işçi" statüsündedirler. 2011'de yürürlüğe giren yeni BorçlarKanunu'ndada1926'danberisüregelenhizmetakdianlayışınıdevamettirilmişveevişçileriyine BorçlarKanunukapsamındaişçiolarakdeğerlendirilmiştir.6098sayılıyeniBorçlarKanunu'ndaişsağlığı ve güvenliği önlemleri alınmak üzere işverenlere yükümlülük getiren düzenlemeler de bulunmaktadır (mad. 417). Görüldüğü gibi İş Kanunu Vergi Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunu'nca kapsam dışında bırakılan ev işçileri, Borçlar Kanunu tarafından işçi sayılmaktadır. Kanunlar arasındaki bu ikililik ev işçilerinin diğer işçilerle eşit haklara sahip olması konusunda ve görünürlüğü önünde büyük bir engeloluşturmaktadır.

Göçmen ev işçileriyle ilgili yasal düzenlemelerde de birçok belirsizlik ve ikililik söz konusudur. Türkiye'de göçmen ev işçileri 2003 senesine kadar, ülkeye turist vizesiyle giriş yaparak, tamamen kayıtdışı koşullarda çalışmaktaydılar. Yabancıların çalışması konusunda herhangi bir düzenlemenin olmaması bunun en önemli sebebiydi. 27.2.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4817 sayılı "Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki Kanun"la birlikte bu kayıtdışılığın önüne geçilmeye çalışıldı. Fakat ev işinde göçmen işçi çalıştıran işverenler için getirilen büyük maddi yükler, başvuru sürecinin uzunluğu ve de başvuruların genellikle olumsuz sonuçlanması göçmen ev işçilerinin kayıtdışı çalışmaları sorununa bir çare olmamıştır. Göçmen ev işçilerinin halen büyük bir bölümü turist vizesiyle ülkeye çeşitli aralıklarla giriş-çıkışyapmakta,yada4817sayılıyasanınTürkvatandaşlarıylaevliolanyabancılarasağladığıçalışma izni alma kolaylığı sayesinde (Madde 8/a), anlaşmalı evlilikler yapmaktadırlar (bkz. Akalın, 2007; Kaşka, 2009).

2003 senesinden bu yana göçmen ev işçilerinin kayıtdışı çalışmasını önlemek ve medyada sık sık yer eden göçmen ev işçilerinin maruz kaldığı kötü çalışma koşullarını engellemek için çeşitli düzenlemeleryapılmaktadır.Örneğin,2007senesindeyürürlüğegiren5863sayılıKanunBulgaristanve Ukrayna'dan gelen göçmenlere Türkiye'de geçirdikleri süre kadar yurt dışında ikamet etmeyi zorunlu koşmuştur. Bir başka deyişle, Türkiye'de 90 gün geçiren bir işçinin ülkeye tekrar girebilmesi için yurt dışında en az 90 gün ikamet etmesi gerekmektedir 2012 senesinde aynı sayılı kanunda yapılan bir değişiklikle yasa tüm göçmen işçileri kapsayacak şekilde değiştirilmiştir. Tahmin edileceği üzere, bu düzenleme ev işçilerinin kayıtdışılığını engelleme ve çalışma şartlarını kontrol altına alma konusunda oldukçamuğlakbirdüzenlemedir.Evvebakımişlerininenbaşlıcaözelliğisürekliolmalarıdır.Evtemizliği, yaşlı,hastayadaçocukbakımı90güngibiuzunbirsürearaverilebilecekbirişdeğildir.Göçmenev

 





11 http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2013/09/11/temizlikci-baskini Son erişim tarihi 21.07.2014.


işçilerine getirilen bu düzenleme, ev işçilerinin işverenleri nazarında zor durumda bırakmaktave onları kayıtdışı çalışma ya da işlerini kaybetme arasında zorlu bir tercihe zorlamaktadır.

Bu zorlu tercihin farkına varan İçişleri Bakanlığı 07.06.2012 tarihinde yayınladığı 37 sayılı Genelge'yle Türkiye'de çalışma sürelerini aşmış, dolayısıyla izinsiz çalışmakta olan göçmen ev işçilerine harç ve cezai yaptırım bedellerini karşıladıkları sürece en fazla altı ay daha geçerli olacak ve en çokdört kez uzatma alınabilecek şekilde ikamet izni vermeyi uygun görmüştür (5683 sayılı kanun, madde 9). Ancakgöçmenevişçilerininkaçınınbuuygulamadanhaberdarolduğuvekaçınınharçbedellerinidüzenli bir şekilde karşılayabileceği bilinmemektedir. Aynı zamanda, özellikle yatılı ev işçilerinin "24 saat" iş başında olma sorunu, pasaportlarına el konulması, taciz, psikolojik şiddet (mobbing) ve diğer şiddet risklerine karşı da ayrı düzenlemeler yapılmamıştır. Bunun yerine, göçmen işçilerin işverenlerinin 4857 sayılıİşKanunundayeralanteftiş,denetimvesoruşturmahükümlerinegöreyapılacağıbelirtilmiştir.Bu yasanınyerlievişçilerini"istisna"grupolarakkapsamdışıbıraktığıgözönündebulundurulursa,göçmen ev işçilerini nasıl kapsayacağı belirsizliğini korumaktadır. Bu açıdan bakıldığında göçmen ev işçilerinin sosyal hakları konusunda da belirsizlik ve ikililikler sözkonusudur.

Ev işçilerinin örgütlenmesi konusunda da yasal muğlaklıklar bulunmaktadır. Türkiye'de örgütlenmekvesendikalıolmakanayasaylakorunanbirhaktır(bkz.AnayasaMad.51;SendikalarKanunu 2821/31 (2012'ye kadar), Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu 6356 (2012 sonrası); Türk Ceza Yasası 5237/ 118; ILO 87 Sayılı "Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşme"). Ancak ev işçilerinin bu hakkı kullanmaları diğer iş kollarında çalışan işçiler kadar açıkça belirtilmemiştir. Örneğin, İstanbul'da 2009 senesinden beri ev işçileriyle ilgili aktif çalışmalar yürüten Evid-Sen'in2012Mart'ındaİstanbulValiliği'neEvİşçileriSendikasıkurmakiçinyaptığıbaşvuru,Bakırköy

3. İş Mahkemesi'nin ev işlerinin 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 3. Maddesi'nde belirtilen bir işçinin sendika kurmak için ancak sendikanın faaliyet gösterdiği iş kolunda çalışması gerekliliği hükmüne uymaması yüzünden reddedilmiştir. Mahkeme, ev işinin kanunda belirtilen iş kollarından herhangi birine dahil edilemeyeceği, bu yüzden de ev işçilerinin sendika kuramayacağı kararını vermiştir. Evid- Sen'initirazınıdeğerlendirenYargıtay9.DairesideevişininSendikalarKanunukapsamınagirmediğini12, bu yüzden de uyuşmazlığın iş mahkemelerinde değil, kamu mahkemelerinde çözülmesi gerektiği kararınıvererek,dolaylıolarakevişçilerinin"işçi"sayılmadığınıveörgütlenmehaklarınınbulunmadığını belirtmiştir.

7.10.2012'dedeğişenSendikalarveTopluİşSözleşmesiKanunugereğince"Fiiliehliyetinesahip vefiilençalışangerçekveyatüzelkişilersendikakurmahakkınasahiptir"(6356sayılıkanun,mad.6).Bu kanun çerçevesinde İmece Ev İşçileri Sendikası'nın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na yaptığı sendikabaşvurusukabuledilmişveTürkiye'nin(veAvrupa'nın)ilkevişçilerisendikasıolarakİmece-Sen kurulmuştur(28.02.2014).6356sayılıkanundasendikakurucularıntamamınınaynıişkolundaçalışması gerekip gerekmediğiyle ilgili yasada bir boşluk olmasının İmece'nin sendikalaşma aşamasında önemli olduğubelirtilmelidir.İmece-Sen'in27kişilikkurucuüyeleriarasındaevhizmetlerindeçalışanlarolduğu kadar, başka işkollarında çalışanlar da bulunmaktadır. Ancak bu hüküm sadece kuruluş aşamasında geçerlidir. Sendikanın kuruluş aşamasında Çalışma Bakanlığı'nın ev işçilerini 20 numaralı "Genel İş" koluna atamış olması, sendikaya yeni üye olacak kişilerin bu iş kolunda "sigortalı" olarak çalışması gerekliliğini getirmiştir. Türkiye'de ev işçilerinin yüzde 97'lik bir bölümünün kayıtsız çalıştığı düşünüldüğünde (Erdoğdu ve Toksöz, 2013: 27); İmece-Sen'in yeni üyeler bulmakta zorlanacağı ve  bu





12 http://www.radikal.com.tr/turkiye/bakanlik_ev_iscilerini_gordu-1178828 Son erişim tarihi 29.02.2014


durumunsendikanınsürekliliğibakımındansorunteşkiledeceğiaşikardır.Dolayısıyla,evişçilerininyasal durumunda yine bir ikililik söz konusudur; bir yandan sendika kurmalarının önü açılmış, diğer yandansa sendikal aktivitelerinin devamı neredeyse imkansızkılınmıştır.

Evişçilerininyasalstatüsündekimuğlaklıklarlatoplumsalcinsiyetrolleriarasındaönemlibirilişki olduğundanbahsedilebilir.Yaptıklarıişleraçısındanevişçilerineoldukçabenzeralanlardaçalışankonut kapıcıları da 1976'ya kadar İş Yasası kapsamının dışında bırakılmaktaydılar (bkz. 1971 tarihli 1475 sayılı İş Yasası, madde 5). Fakat konut kapıcıları 1979 yılında 3184 sayılı yasaya eklenen ek madde 1 ile İş Kanunukapsamınaalınmışlardır.ErdoğduveToksöz'e(2013:33)görearadan35senegibiuzunbirsüre geçmesine rağmen ev işçilerinin İş Yasası kapsamına alınmamasını konut kapıcılarının büyük &ccedi